An'ların bir gizemi olmalı, anılarda gizli kalsa da... Tıpkı Se'ni ilk gördüğüm an gibi. ve yüzün aynı, ve gülümsemen... Dokunmasam da tenin aynı biliyorum. Se'n oradasın, tam karşımda. Yüzümde tebessüm ve seyreyliyorum tadına vara vara...
Aydınlık, sadece mumların cılız ışıklarında görebildiklerimiz.
Hani görmesekte, hani beş duyumuz bunu algılamaktan fersahlarca uzak olsa da her yan beyaz.
Duvarlar, tavan ve yerler.
Ortada bir yatak; yatak beyaz ve çarşafta.
Üzerinde Sen ve Ben; dizlerimizin üzerine oturmuşuz ve yüzyüzeyiz...
O gece, o saat, o dakika ve o an, şehvani hiçbir şey yok dünyada.
Dünya tenden ve zevkten arınmış; dünya beyaz. Nefes sesi var oda da, nefeslerin sesi. Gözlerim dikilmiş gözlerine. Konuşmuyor iki beden, konuşmuyor Kays ve Leyla. Kelimeler sanki yaratılmamış...
Ruhumu boşaltmaya ihtiyacım var bebek, bilmem anlatabiliyor muyum kendimi ? Hayatım bir ileri bir geri giderken - ruhsal bir masturbasyon eşiğinde -, boşalamamakla yüzyüzeyim. Ruhum sikimden oluk oluk akarken gülümsemeye, küçülmeye, yok olmaya ihtiyacım var.
Mağaranın rutubet kokan havasını derin derin bir kez daha çekti içine yaşlı seyyah... Gözüne ufacık gelen ışık huzmesine doğru ağır ağır attı adımlarını; ışık daha büyüdü, adımları daha büyüdü, seyyah daha büyüdü. Işığın kaynağında artık mağaranın uçuruma açılan ucunda olduğunu anladı. Biraz tütün sardı, dumanını çekti içine ve karşısındaki dümdüz ovaya baktı... Arkasında kocaman bir karanlık, bir adım sonrası sessiz bir ölüm ve ölümden sonra dümdüz bir vadi. Yere bağdaş kurdu ve gülümsedi...
Önce içine girmek; doldurmak boşluğunu, ıslaklığını kasıklarında hissetmek. En derinine ilerlemek, erbezlerinde tenini hissedene kadar. Sahibi olmak, hakimi olmak, efendisi olmak. Kenetlenip kalmak öylece, en derinine ve dahi ruhuna dokunmak. Ve sonra çıkmak aniden, teninden, sahiplikten ve dahi ruhundan. Sonra kusmak tüm hayatını; ruhunu ağzından sıçana değin. Sonrası mutlak boşluk, sonrası mutlak ölüm...
Seni düşünmek... Bıraktığım her şehrin ardından, fersah fersah büyüyen bir yalnızlıkta. ve yüzümde beliren bir gülümsemeyle rüyalar alemine dalmak, bilmediğim bir coğrafyada. Günbatımından gündoğumuna
ve birgün bebek artık hayattan zevk alamadığını anlarsın... Bir kupa dolusu çayını sol yanına koyup yazmaya başlarsın, parmakların klavyenin tuşlarında ritmik sesler çıkartırken. Günün güneşli ya da bulutlu olmasının artık bir anlamı yoktur. Hele ki geceler, lanet olasıcaları ne de çok severdim diye düşünürsün artık önem vermediğini hatırlayarak. Yürümek sana bir keyif vermez olmuştur, oturmak, kalkmak, sövmek, kahve&sigara yapmak. "Gay mi olsam lan acaba" diye bir soru işareti görürsün başının hemen üzerinde. Belki hayatı yaşamak için ekstra bir itiş(!) gücüne ihtiyacım vardır. Yok yok henüz bu kadar da değil. Şimdilik mevsim geçişine veriyorum bu durumumu. Not 1: Bende Özledim (Leyla&Mecnun ekibinin yeni dizisi) takip edin lan, olmuş, fena olmuş hemde. Not 2: "Beni takip eder misin" diye abuk subuk mail atan ya da yorum yazan ergen tayfa: Kıçınızı kesmeden dağılın !
Küba da bir öğleden sonrası... Terden sırılsıklam bir erkek teni ve altında çığlık çığlığa bir kadın; kadınlığı ıslak mı ıslak. Kilise zangoçunun zamansız çaldığı çan sokakta yankılanırken, son demlerinde inleyen ucuz bir fahişe aldığı paranın hakkını verme çabasında. .... Küba da bir öğleden sonrası ve saatler yalnızlar için masturbasyona vaktini gösteriyor. Sıkı sarılmış bir puronun dumanını, kucağımda erkekliğimi hoşnut etmeye çalışan bir orospunun suratına üflerken, ben içimdeki tüm orospulara saygıyla karışık küfürler ediyorek gülümseyerek. Nedenlerini ben bilmiyorum. Niçinlerini ben bilmiyorum. Başını ve sonunu bilmiyorum. Bir yanımda günah meleklerim, diğer yanımda parasını ödediğim ucuz fahişe. ... Kusmak istiyorum tüm zehirlerimi bir kadın bedenine, Kusmak istiyorum tüm erkekliğimi bir kadının içine. Bir kadın bedeni; Ve üzgünüm, o sen değilsin. ... Kübada loş bir otel odası; Vakit öğleden sonrası. Kulağımda çan sesleri, kulağımda fahişemin inleme sesleri, kulağımda mutlak sessizliğin sesi. Ter, döl ve zevksuları birbirine karışmış; hayatın başlangıcını arıyoruz. ... Kübad da bir öğleden sonrası. Loş bir oda; Ben, Fahişe ve Sensizlik...Çan sesleri eşliğinde birbirimizi kutsuyoruz şimdi.
Gel, otur yanıbaşıma sevgilim; sana anlatacağım kucak dolusu masallarım var. Ben erbezlerinden arınmış bir erkek ve sen bir avuç et parçasından sıyrılmış bir kadınken, ne masum, ne ihtirassız ve ne de yeni yetme iki sevgiliyiz. Gel, otur yanıbaşıma sevgilim; seni anlatacağım ağız dolusu cümlelerim var. Bir masaldasın ki Se'n, ne Leyla, ne Aslı ve ne de Şirin seninle kıyaslanmaya layık. Ne sen yüzyıl uyuyan prenses ve ne de ben seni arayan prensim Gel otur yanıbaşıma sevgilim; sana verebileceğim göğsümün sol yanında bir yerim var. ...ki ben sana ne dünyaları, ne dağları delmeyi vaadediyorum. Sadece başını yaslayabileceğin sol omzumun çukuru ve kulağında kalp sesim. ... Gel otur yanıbaşıma sevgilim; uğruna katlettiğim insanlar içimde. ... Aşk -ki iki etin birbirine hasretiyse eğer- ben uğruna etinden, aşktan kendimi azad ediyorum. Gel otur yanıbaşıma sevgilim, Ait olduğun yere; Başın sol omzumun çukurunda, tenin tenimin garantisinde...
Ben hayatı özetlenmiş şekilde yaşamayı seviyorum bebek. ve bundandır hayat benim için "Doğdum, yaşıyorum ve öleceğim"den ibaret. Ama heyhat bebek, işte o özetin en can alıcı cümlesinde adın geçiyor. Ki sebebidir senden vazgeçemeyişimin...