26 Şubat 2016 Cuma

Bu Bir Veda Havasıdır

Tam bir hafta oldu haberini alalı...
Sen yoktun, artık olmayacaktın.
Durdum,
Durgunlaştım,
Ufka bakakaldı gözlerim, nemlendi.
...
Hassiktir, böyle bir girizgah yapacağımı mı zannediyorsunuz.
Gidiyor tipini siktiğim !

Gözünü, kulağını, tüm uzuvlarını,
Beyazını, karasını, her rengin alasını,
Gelmişini, geçmişini, tek tek hepsini,
Bedenini, ruhunu, her hücre grubunu...
Gidiyor bu dünyanın tanıdığı en büyük orospu çocuğu,
Gidiyor suratını&sıfatını siktiğimin meymenetsizi,
Gidiyor onca insanın baş belası.
Gidiyor "Müdür" ünvanlı makamsız götveren.
Bayram yeri bugün amk içim içime sığmıyor.
Ağız dolusu kusmak istiyorum hırsımı.
Sadece kusmak da değil amk.
Bu yavşağı sırtüstü yatırıp, salıncak kurup ağzına sallana sallana sıçmak mesela.
İşemeli sıçmalı partilerin baş bokyiyicisi yapmak iti.

Şimdi;
Siktir git ruhunu siktiğimin orospu çocuğu !




 

15 Şubat 2016 Pazartesi

The End

Hani bazı şeyler derin yaralar bırakmıştır da tekrar denemeye cesaret edemezsin.
Bir an gözünün önüne, aklına, düşüne değecektir sureti; yok olmaz, yapamazsın.
Hayat tarifsiz bir kıştır artık.
Üşüyorsundur.

Oldu bu kez.
Seni yakacağımı bile bile izledim cesaret ederek o filmi .

Hiç olmamış,
Ve hiç olmayacakların anısına saygıyla.



- The End -

14 Ocak 2016 Perşembe

Anlat(ma)

Sorsam sana,
Anlat bana kendini; Hatun, Kadın, Ey Tanrının yarattığı en güzel Ruh...
Hani cümlelerinde geçmese sensizlik.
Ne bir sigara içimlik hayatıma uğraman,
Ne yılın en kurak zamanında perdeyi bir anlık havalandıran bir rüzgar kadar hissetmem ferahlığını.
Yüzümü güldürmeni, yüzünü, gülmeni, elmacık kemiklerini ve tüm uzuvlarını.
Çıkar at bedenini de.
Ruhun; o zaten içimde, ıssızımda başına buyruk.
Nasıl anlatırsın ki kalan koca boşluğu bana...


28 Aralık 2015 Pazartesi

Zeynep vs Didem

Vücudunu saran dar elbisesinden ileri fırlayan, düzene başkaldıran, asi, iri, diri, öhmm memeleri ile yürüyerek geldi Zeynep. Dudaklarının kırmızısını dişleri ve dili ile hafifçe yokladı karşımda.
"Buyurun Pantolon Balığı Bey" dedi, "Krediniz onaylandı".
Sonrası uzun bir imza maratonu...
İlk imzam ile son attığım imza arasındaki benzersizliğe şaşırmış gibi yaparak kıkırdadı.
Memeleri masanın üzerine gelecek şekilde yaslandı, "Biliyor musunuz bende arabamı değiştirmek istiyorum" gibisinden birşeyler geveledi. Geveledi diyorum, gözüme gözüme soktuğu memeleri beynime ulaşıp oradan iç kulağıma uzanmıştı bile; görmüyor, duymuyor, işitmiyordum.
Arada duyabildiğim sözler olmuyor değildi hani:

Z:Hava yastığı benim için önemli.
PB: Bence de, dedim. İkisi de çalışır durumda değil mi ? Arada bir kontrol ettirin.
Z: Aaa dedi, sadece iki tane olduğunu nereden biliyorsunuz, araba işlerinden iyi anlıyor olmalısınız.

"Ulen ikisini de gözüme soktun" diyemedim." Eh" dedim "Anlarım biraz".


Zeynep arabasını anlatıp ben de memelerine dalmışken yan taraftan bir ses daha duyuldu. "Didem Hanım ehehe" sesleri ile adını tahmin, tahlil vs etmeye gerek kalmadı. 

Analiz :
Didem. Boy 165-167 cm. Kilo 52-55kg. Gözler kahverengi, saçlar kestane. Vücut beyaz. Kuvvetle muhtemel İç Anadolunun çorak topraklarında ılgıt ılgıt esen rüzgar....Eeeeh boşverin. 
Memeler 80, kıç güzel.

Didem ve banka müşterisi önce sosyalizmden başladılar, kominizme kadar uzandılar. Belli ki Marx hakkında az da olsa fikirleri vardı. "Kahrolsun vahşi kapitalizm" dediler. Halkların kardeşliği ve gelir adaletsizliği ektiler bir tutam.
Konu ilgimi çekti, Zeynep memelerini masadan çekti.
"Kapitalizmin göbeğinde kapitalizme giydiriyorsunuz, farkındasınız değil mi ?" dedim. Didem gülümsedi.

Analiz 2:
Dişler iyi durumda, görülen kısımlarda implant yok, sigara lekesi, sararma mevcut değil.

Ne kadar süre geçti hatırlamıyorum...
Son hatırladığım Didem arabasını yıkamacıya verdikten sonra üzerine sürdükleri koruyucudan, ben önceki arabamdan dem vururken Zeynep'in memelerini masaya vurup "Rest" demesiydi.


Edit: Didem'in bacaklarınında şahane olduğu bankaya ikinci ziyaretimde tarafımdan tescillendi.



25 Temmuz 2015 Cumartesi

Arçibıl'la Sohbetler Serisi - Vol X

Arçibıl: Abim !
Laaaaan.
Arçibıl: Ben geldim abi, döndüm. Bir ben vardı sende ve bir sen bende. Uzun uzun aradım bizi biz yapanı, buldum. Hamdım, piştim, kül oldum.
Özledim olum seni, eksik parçam; gel sarılayım sana, titresin içim. Fışkırsın tene sığmaz ruhum.
Arçibıl: Arafta kalalım abim, olmamız gerektiği yerde.
Peki. Araf denilen o kuş uçmaz çölde, sonsuza kadar hemde.

3 Temmuz 2015 Cuma

Güle Güle

*Aşağıda anılacaklar dün ile on yıl öncesi arasında bir zaman diliminde yaşanmış olabilir. Yaşanmamışta olabilir. Hafızamı zorluyorum, hatırlayabildiklerim sadece yazılacaklardan ibaret.

"Gidiyorum" dedi.
Hayatımda gideceğini söyleyen kimseye "Kal" demedim, diyemedim. Belki benim lanetimde buydu, bilmiyorum.
"Biraz oturalım" dedim, bir mum yaktı, karşıma oturdu.
"Sadece bir mumluk vaktimiz kaldı" dedi.
Keşke keşkesiz bir hayat mümkün olabilseydi, olmadı.
Anlatacağım milyonlarca şey olmasına rağmen, dilinden anlamsız birkaç kelimenin dökülmesi ne kötü.
Farklı zamanlarda, farklı hayatlarda rast gelebilirdi rotalarımız, maalesef.
Şimdi yeni bir hayata, üstelik canına can katmışken yelken açman bilsen benim için ne tuhaf.
Giden mi zor, geride kalıp el sallayan olmak mı ? 
Kafamdan anlamsız cümleler katarı geçti durdu. hiçbiri dilime dökülemedi. - Bilirsin afili cümleler kuramam ben -
Mumun alevi cılızladı, vakit yaklaştı.
Vakit ayrılık, vaki veda vakti.
Alev son bir kez daha titredi,
Güle güle dedim, mum söndü, O gitti.


23 Haziran 2015 Salı

Beşi Bir Yerde

Hayatımın belki de en zor günü beni bekliyordu...

Daha önceleride benzer hadiseler yaşamıştım üstelik. Aynı odada 3 farklı kişi varken onlarla tek başıma mücadele(!) etmiş ve harika performanslarda göstermiştim. Ama bu kez farklıydı, bu kez ben hariç beş, evet tam beş kişi vardı odada. Yetebilecek miydim acaba ? Stres, heyecan, adrenalin...
Loş bir odadaydık. Her giren önce benimle bir göz teması kuruyor ve pis pis sırıtıyordu. Ekip tamamlandığı anda fazla beklemeyelim fikri hasıl oldu hepimizde.
İlki önüme geldi ve "İşte benimki bu" diye gösterdi. Sonra bir diğeri ve diğerleri.
Hepsi birbirinden leziz, birbirinden zor.



İlkine giriştim, seri halde, olanca hızımla. Sol şakağımda ince bir ter tanesi hissettim. Odada geri kalanlar bizi izliyor, bir yandan da fazla ses çıkarmamaya özen göstererek aralarında kıkırdaşıyorlardı. "Klimayı mı çalıştırsak acaba ?" dedi yaşça en büyük olanı. Yüzümden akmaya başlayan ter damlaları ve vücudumun her yanını basan sıcaklık "Evet" demem için yeterli sebep oluşturuyordu.

Sonra içlerinden biri "Eğer sizi rahatsız ediyorsak dışarı çıkabiliriz" diye birşeyler geveledi. "Hayır" dedim, "İzleyin ve keyfini çıkarmaya bakın".
Sonra ikincisini özenle masanın üzerine yatırdım. Parmak uçlarımla, kibarca dokundum ona.
Ve üçüncü,
ve dördüncü,
ve sonuncu...

İtiraf etmeliyim; en detaylı çalışmayı beşincide yaptım. En mükemmel performansım da buydu diyebilirim.

10 dakika ara verdik, evet sadece 10 dakika. Benim insan olduğum unutulmuştu sanki. Ve ritüel tekrar başladı. Bu kez belirli bir sıralama olmaksızın gelmeye başladılar. Bazen ikisi, hatta üçü aynı anda gelip beni nefessiz bırakıyorlardı. Vücudumun halsizleşmeye başladığını hissediyordum. Yapmaktan keyif aldığım bu şeyden koşarak uzaklaşma isteği belirdi bir anda.

"Selam abi, ben kaçarak uzaklaşma isteği" diye kendisini tanıttı. "Siktir git lan" diye tekme tokat daldım. Zaten hırslı ve performanslıyım. Böyle "dup dup dup" vuruyorum. Allah yaratmış demiyorum.
Neyse efendim konumuza dönelim. Gücüm tükenmeye başlamıştı ve beşli hep beraber üzerime üzerime geliyordu. Birer ikişer saydırayım dedim olmadı. Nihayetinde bulduğum ilk koltuğa çöktüm kaldım aniden. "Benden bu kadar" dedim.
O an bir ferahlık hissettim. Sanki bir aydınlanma, bir huzur. "Hassiktir" dedim, tavandaki klimanın serinliğiymiş. "Terliyim, hasta olmasam bari".
Hep bir ağızdan sözleşmişçesine "Sen odadan çıkabilirsin, biz aramızda görüşüp az sonra çağıracağız seni" dediler.
Odadan çıktım, kafam karışıktı, midem bulanmış, beynimse süngere dönmüştü.




10 dk. sonra:

"Tebrikler" dediler, "Doktora yeterlilik sınavını başarıyla geçtin". "Aralarda zorlanmış olsanda, cevapların bizi tatmin etti".
"Sizi tatmin etmek mi ?"
"Yahu beni böcek gibi ezdiniz, dinlene dinlene dövdünüz, beynimi tokatladınız, yenilmedim ama ezildim, salıncak kurup ağzıma sallana sallana sıçtınız. Japonlar "Göte giren şemsiye açılmaz" derler(bu sözü bir başka millette söylemiş olabilir, emin değilim). Ulen siz benim götüme normal şemsiyeyi bırak plaj şemsiyesi...Bırak bırak onu da bırak bildiğin eşşek kadar büfe şemsiyesini sokup içimde açtınız. Bu mu sizin tatmin anlayışınız amk" demek isterdim, diyemedim.




Velhasıl yeterli gelmişim. Darısı doktora tezine...


2 Haziran 2015 Salı

Güzelleme(!) - II

Seni yapan babayı, doğuran anayı(*),
Doğurtan ebeyi ve dahi tüm doğum ekibini,
Gelmişini geçmişini,
Beşiktekini, mezardakini, bilcümle akraba-i taallukatını,
Yüzünü, suratını, sıfatını ve tüm eşanlamlı taraflarını,
Aldığın nefesi, soluduğun havayı(hatta dumansız hava sahanı), gökyüzünde güneşini,
Vücudundaki tüm eklemleri, kasları(düz, çizgili, kalp kası ayırt etmeksizin) ve tek tek herbir hücreni,
Saçının siyahını, grisini, beyazını ve sonra tüm bu kıl&tüy yumağını,
Giydiğin abayı, dirsek yasladığın masayı,
Canlı bir an bile geçirdiğin her coğrafyayı,
Coğrafya demişken; başta coğrafyacı olmak üzere her hocanı,
Yüzünde gülümsemeni, kulağında uğultunu ve gözyaşı kanallarını,
Sesini, ses tellerini ve herbir notanı ayrı ayrı,
Elini, kolunu, yüzünü, kulağını, burnunu, belini, sırtını ve bi-t-tamam uzuvlarını,
Seni sen yapan herşeyi,
Seni;

SİKEYİM !!!
Başımıza müdür olarak oturtulan deyyus.

(*) : Anayı karıştırmasan iyi olacaktı diyeyeceklere: O kaltak bu deyyusun peydahlandığı gece bacaklarını aralamasaydı bu veled-i zina başımızda olmayacaktı...

21 Mayıs 2015 Perşembe

Hiçliğe Dair

Beynim bitti,
Ruhum,
Bedenim,
ve ben...
Kelimelerimde tükeniyor sanırım;
Yavaş yavaş.