18 Şubat 2015 Çarşamba

Ölüm

Part I

Herşey bir rüyayla başladı.
Kurgu o kadar mükemmeldi ki...
Yanına gittiğim ilk kişi "İyi adamdı rahmetli" diyordu. Kafamda bir dolu soru işaretiyle bir başkasının yanına gittim. Uzun uzun konuştuk. "Severdim kendisini" dedi. "Genç yaşta gitti rahmetli".
Yapbozun parçaları gibi her konuştuğumdan bir parça topluyor ve sonuca ulaşmaya çabalıyordum.
Tabutu musalla taşına koydular, peşisıra bir kalabalık.
"Nasıl bilirdiniz ?" diye sordu imam, hep bir ağızdan "iyi bilirdik" dedik. Kimdi, neyin nesiydi bilmiyordum aslında. Tek bildiğim eğer cenazesindeysem bir yakınım olduğu gerçeğiydi ve yakınımsa "iyi" bileceğim kadar iltimas hakkı vardı.
Tabut omuzlarda taşınırken konuşmalara kulak kabartmaya çalıştım. 
"İyi çocuktu Pantolon Balığı diyordu birisi".
"Nasıl lan ?" dedim. Şaka yapmıyordu adam, ciddiydi. Sonra tüm konuşmalar -sesler yükselerek- kulağıma çalınmaya başladı. Ölmüştüm ve tabutumun peşisıra yürüyordum. Dokunmaya, konuşmaya çalıştığım kimse beni görmüyor ve duymuyordu.
Mezara koydular, biraz toprak vesaire.
İnsanlar dağılırken derin bir nefes çekerek uyandım.

Part II

Sıradan bir günde sıradan bir dalış olacağını düşünmüştüm oysa ki.
Dalış elbisesi, patik, eldiven, maske vs vs vs...Tümünü kuşanıp salıverdim kendimi denize.
Umduğumun aksine görüş iyi değildi. Nefeslenip aşağı iniyor ve etrafımı inceliyorken bir karaltı belirdi ilkin. büyüdü ve büyüdü. Aramızda 2 metrelik bir mesafe kalınca ne olduğunu idrak ettim: Köpekbalığı.
Korkmadım ! 
(Korkulacak birşey de yoktu üstelik. İşim gereği yabancı olmadığım bir canlı ve bizim denizlerimizde insana ilişecek bir türü de yok. Üstelik sonraki iki dalışımda, daha net bir görüşün olduğu zaman, arkadaşla yine burun buruna geldik.)
Mesela korkmak, çekinmek değildi. Ama bir dişiyle bile kan kaybından öldürecek bir canlı ile dipdibe olmak.
Çağrışım gecikmedi bünyemde: Ölüm. Dibimde kol geziyordu.

Part III

Arabayla sakince ilerliyordum. İlkin yol kenarındaki bir adamın "yavaşla" anlamında el kol hareketi yaptığını görüp önemsemedim. Sonrasında yolun benim bulunduğum kesiminde araç yoğunluğu arttı ve bingo.
Önümdeki araçlardan dolayı neredeyse durmak zorunda kaldığım noktada, yolun karşı kenarında kalabalık. Yolda ise ne olduğunu çözemediğim birşey ve bolca kan.
Çözmem birkaç saniyemi aldı, polis yerdeki o şeyin ayaklarından tutup kenara doğru çekerken.
Yarım bir adam ve diğer yarısı paramparça asfaltın üzerinde.
Sahne fazlasıyla ağırdı...
Ve çağrışım gecikmedi...
Ölüm...

Ölümden korkan bir adam değilim, nihayetinde birgün olacak. Ama bu düşüncenin bir süredir kafamda olması, attığım her adımda benimle yürümesi fazlasıyla bunaltıcı.
Havalardandır belki, belki de yaş'lanıyoruzdur gün be gün... 

16 Şubat 2015 Pazartesi

Sebepsiz, Edepsiz Bir Komedya...

Kendimi aradığım, bulamadığım nedensiz "keşke"lerin tam ortasındayım.
Hangi yanım ağır basıyor, bilmiyorum.
Hayal miyim gerçek mi ?
Melek mi, şeytan mı ?
Hayat dokunduğum şeylerden mi ibaret, zahiri mi ?
Bilmiyorum.
Ansızın bastıran bir yağmurun ortasında kalmış, çaresiz kimseler gibiyim;
Gün batarken ve gün doğarken...


2 Şubat 2015 Pazartesi

Üçün Biri

"Ne kadar da zevzeksin" dedi biletlerin parasını uzatırken.
Sustum.
"Hala noel babaya ve piyangodan zengin olabileceğine inanan saftirikler varmış be" dedi, sustum.
Sadece pis bir sırıtma.

Ne oldu senin biletler diye sordu?
İş, güç derken unutmuştum." Nasılsa amortiden başka bir bok yoktur" diye iç geçirdim, kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırmış bir it edasıyla. Arama kutucuğuna elimdeki dört biletten ilkinin numaralarını girdim ve enter tuşuna bastım.


Hay amk. O bileti alan eli, elime o eylemi yaptıran beynimi s*keyim.
Nasip bir sonrakine diyerek ikinci biletin rakamlarını girdim. 
"Please next one"
Beni o biletçiye götüren ayaklarımı da s*keyim.
Artık umutlar tükenirken üçüncü biletin numaralarını istemeyerek girdim ve enter tuşuna bastım.
"Kazandınız" yazıyordu. 
"Şaka mı bu ?" diye aklımdan geçirdim. Numarayı 3 kere daha girdim. Yok lan, her seferinde sonucu gözüme gözüme sokuyordu milli piyango: "Kazandın olum, artık milyonersin"
Sol yanımda ekrana kilitlenmiş arkadaşa döndüm. "Zevzek demek ha" dedim, sustu.
4. bilete ne oldu diye düşünenler varsa arkadaşın kıçından ufak bir operasyonla çıkardılar. Onu oraya kim soktu diye düşünen pollyanna'lara tek diyeceğim: "Kıroyum emme para bende".
...
Para bok, hatta paçalardan akıyor.
3 Latin hatun...Fantezinin adı Üçün Biri.
Ancak 3 hatunun biri fazla güzel, diğer ikisi ise sıradan.
Yalancı bir cennetin yaşanacağı gece için her şey hazır. Tekila, büyük bir otel odası vs, 4x5 ölçülerinde bir yatak.
Üçü de göğsünü gere gere dolaşıyor ortalıkta, kıvrımlı kalçalar...Tanrı Latin hatunlarını safi kıçtan ibaret yaratmış diye düşünüyorum.
Utanma kavramı ise kapının diğer tarafında.
O gecenin ana teması "sınırsız zevk".
Ön sevişme kısımlarına takılmıyoruz. Tutan(Ben), tuttuğunu(Onlar) tuttuğu yerde(odanın muhtelif bölgeleri) düsturuyla hareket edeceğimizi güzelce öğretiyorum. Bu öğretiş biraz pahalı olabilir siz fakirler için, bana koymuyor bile :)
Üç kadının biseksüel yaklaşımlarını, içlerindeki lezbiyen dürtülerini harekete geçirmelerini izliyorum ara ara.
Sonrası...
"Hadi" diyorum. Para benim, gece benim, zevk benim. Hatta üç fahişenin bedeni de benim.
Diğer ikisine göre daha güzel olanın gözlerinin ışımasını görüyorum. Kendisini "ilk" olarak seçmemi umuyor.
Gerçekten de ilk olarak onu çağırıyorum.
Oturduğum sandalye de küstahça izliyorum bana yaklaşmasını. Sahte bir zevkle salınarak geliyor, kıçının aldığı şekli biliyorum.
Beni tek seferde içine almak için hamle yaptığında ise elimle durduruyorum onu.
Gözlerine bakıyorum gözlerim kısık, dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme.
"Fuck off" diyorum tereddütsüz.
Anlamıyor ilkin.
Peşin aldığım bedenini o gece odadan siktir ediyorum.
"Biz zenginlerin fantezileri bile bir başka oluyor mirim..."
Şimdi siz bu satırları okurken ben "*m üzerinde fındık kırma" sözünün bir mit olup olmadığını uygulayarak ispatlamaya çalışıyor olacağım.


Hala ikramiye kazanarak milyoner olan birinin dönüpte bloğa yazacağına inanan saftirikler var mı ?
Yine amorti amk.

4 Aralık 2014 Perşembe

Durum Analizi

İnfo

Diğer hikayelerden pek de farklı değil benim blogger hikayemde.
Önce "Adsız" olarak takip ettiğin bloglara yorum atılır. Sonra bu işin keyif vermeye başladığı görülüp bir de kimlik edinilir. Ve bir bakmışsın ki, bingooooo.
Artık senin de yazmaya başladığın bir bloğun olmuş.
Kendi içinde belki belli kuralları vardır ama açıkçası burası benim özel mülküm olduğuna göre kuralları sikime sallamam, kuralları ben koyarım.



Bu kasabanın şerifi benim !
Takip edeni ille de takip etmem, takip ettiklerim de ister etsin ister etmesin.
Yazdıklarıma tek bir yorum gelmese ne olur ? Farketmem bile.
Konuyu uzatmak derdinde değilim. Burası benim, içsesimin.
Kendimle hesaplaşma, küfretme, kudurma vs alanım.

Bölüm 1: Hay Ebenin Bale Pabucu

Aslında yaptığım ya da yapmayı düşündüğüm bir şey değildi.

Yazılan bir post'a yorum yapılır ya da yapılmaz.
Amaaaa....

Her sabahkinden daha farklı değildi bu sabah da.
Bir dilim kızarmış ekmekten kopardığım ufak bir parçaya bıçakla sürdüm balı. Dişlerimle kızarmış ekmeğin ısırırken çıtırtıların rahatlıkla duyulabileceği kadar sessizdi oda. Ve balın ufak bir damlası dudağımın kenarından süzüldü. Biraz daha aşağı, biraz daha aşağı .
Önemsemedim.
Dilini hissettim ilkin. Boynumun omuzlarıma doğru uzanan kavisinden başladı yalamaya. Dilini genişletmiş, olabildiğince çok hücreye keyif katmanın derdindeydi.
Sahibine sadık bir köpek gibi yapıyordu üstelik. Yukarı çıktı, biraz daha yukarı. Dili, balın aktığı kısma geldi, sonra balın yolunu izleyerek çeneme ve dudaklarıma.
Bir ayağını üzerimden diğer tarafa atıp kucağıma oturdu, dudaklarımı yaladı ve ani bir hareketle kulak mememe geçip emmeye başladı.
Elimde yarısı ısırılmış, kızarmış ekmeğin o ufak parçasından bal yere damlıyordu. Fakat !
"Hassiktiiiiir" dedim.
"Bal bu kadar akıcı mı olur amk." Bal bildiğin sahteydi. Ve o anda alarm beni kendime getirdi.
Rüyaymış(Küfür etmek yok Rocky).
...
Ofiste bilgisayarı açmış, kocaman bir kupadan çayımı yudumluyordum.
Bizimki dürtmeye başladı.

Arçibıl: Abicim şu bloğa bir baksana.

Dinledim ipnetoru.

"Denetlenmeyi bekleyen iki yorum var" ibaresi çarptı gözüme, sonra da yorumlar.
Abi döktürmüş, kabul buyurun :


Analiz:

Adı-Soyadı: Okan Sert(!)
Boy: 185 cm
Diğer Boy: 19 cm, kafası hariç, damarlı.
Kilo: 73
Vücut: Atletik
Performans: 10/9,8 (IMDB)
Dilbilgisi: 10/0,8 (TDK)
Kişisel Tercihleri: Nefes alsın yeter Geyler(Bir de doğru yazaydın, a be güzelim) ve pasifler hariç.

Genel Özellikler:
Kumlu ve çamurlu habitatlarda yaşamayı seven bu hayvanatlar genelde gece aktif olup gündüz kaya altları, taş oyuklarında dinlenirler. Çok eşli bir yaşamı tercih etmelerine rağmen tek eşleri sol elleri olup aktif mastürbatörlerdir. Bu yüzden bir kolun kası -aynı kemancı yengeçlerin de olduğu gibi- diğerine göre daha gelişmiştir. 
Kendilerine "Baltasapı, tripod, aktif448, vurdummugöçertirim" gibi baskın takma isimler almış olmalarına karşın toplumda silik kişilikler olarak rastlanırlar. 20. yüzyılın sonların da taraftar bulan "Dünya benim sikimin etrafında dönüyor" paradigması en sağlam felsefi yaklaşımlarıdır.

Uygulanması Öngörülen Tedavi:
Telefon numarası ve mail adresinin "lop yumurta kıvamında pasif ölüsever" olarak bilcümle sohbet mekanlarında yayılarak infazı.

Yazarın Notu: S*ktiğimin çükkafalısı seni.
Yazarın Notu 2: Okan Sert. Darıca Hayvanat bahçesinde bir dişi fil için erkek aranıyor. Ücret dolgun. İş tam senlik. Fil 45 yaşında, haliyle mature. Eh gey(!) ya da pasif falan da değil. Erkek fil öldüğünden dul da sayılır.Kilolu, tombul, şişman kategorilerinin her birini ayrı ayrı sağladığı gibi, her birini aynı anda da sağlıyor. Milf kategorisine fazla girmese de gayet olgun ve dolgun :)
Eh kriterlerinde insan aradığını belirtmemişsin bebeğim. 
Hadi beline kuvvet.

Bölüm 2: Ararım, Sorarım Seni Her Yerde


Blogun adıyla arama yaparsın, anlarım.
Zenci&Beyaz düşkünlüğün vardır, anlarım.
Fantezindir. Seks makinası ile boşalacaksındır, anlarım.
69'den(!?) tavşan, bak onu da anlarım.
Yanina halet ve türk porno intikam blog ne amk ? Nasıl bir gecenin mahsülüsünüz siz ?
Gerçi tüm bunlar Durex firmasının suçu. Bu ülkeye ürünlerini az daha erken soksalardı daha nezih arama sonuçlarıyla karşılaşırdık zannımca.

Uygulanması Öngörülen Tedavi: 
Yok olum böyle birşey. Gülüp geçeceğiz.

Sıradaki ?


3 Aralık 2014 Çarşamba

Yerim Senin Himini Mim'ini

Okuyup geçecektim...
O son satıra asla bakmayacaktım.
Baktım bir kere.
Höpürdeterek ağzıma doldurduğum kahvemi sürreal bir şekilde bilgisayar camına püskürttüm.
O an omuzlarıma koca bir yük bindi sanki, mimlenmiştim.
Buddha mimlemiş.

Van, tu, tri, foro...
Ar yu redi ?
Başlayalım haydi.


Bu gece öleceğinizi bilseniz bazı insanlara bazı şeyleri söylememiş olmanın pişmanlığını hisseder miydiniz? Peki, neden söylemediniz?

Hayatımdan siktir ettiğim bir takım insanlara "Siktir git" cümlesini söylememiş olmanın pişmanlığını hissederdim, hissediyorum da.
Birçok insan, birçok neden. Saymakla bitmez.


Günün birinde çocuğunuzun doğduğu hastanede bir yanlışlık yapıldığını ve çocukların karıştığını öğrenseniz, kendi çocuğunuzla sizin büyüttüğünüz çocuğu değişir miydiniz?

Değişmem. Hatta bana ait olanı alıp, yetiştirdiğimi de vermem.
Benim olan benimdir, elleşenin de götünü keserim.net


Hayalinizi süsleyen bir yerde bir hafta tam pansiyon, harika bir tatil için uçan bir kelebeği yakalayıp bacaklarını ve kanatlarını koparır mıydınız?

Hohohoooo.
Soruya geeeel !
Karıncayı s*ker belini incitme... öhmm.
Ne diyorduk ? Hah kelebek.
Uzun zamandır hayalini kurduğum bir Küba tatili planım var. O tatil için....
Yok lan yok. Veririm parasını giderim. Ama aynı soruyu at sinekleri için sormayın bak. Kıçlarına çam iğnesi sokmuşluğum vardır(Küçüktüm ve Kazıklı Voyvoda'nın hayat hikayesini okumuştum, ne edecektim ?)


Bir yemeğe davetlisiniz ve önünüze tanımadığınız bir yemek koyuluyor. Tuhaf haline ve pek iştah açıcı görünmemesine rağmen tadına bakar mıydınız?

Karınca, taze denizanası, çiğ karides, denizkestanesi yemiş bir adam var karşınızda.
Bu da soru mu ?
Please next one.


Sevdiğiniz biri için yalancı şahitlik yapar mısınız? Örneğin bir yayaya çarptığında direksiyonda dalga geçmesine rağmen çok dikkatli kullandığını söyler miydiniz? (Anne, baba, eş, sevgili vs.)

Sevdiğim biri için yalancı şahitlik yaptım, gene yaparım.


Yetişme tarzınızda değişiklik yapma imkanınız olsa neyi değiştirirdiniz?

Yetişme tarzımla bir sorunum yok. Ailem vs eleştirir ve fakat severim de.
Ama hayatta 2 noktada (biri 13-14'lü yaşlara diğeri 18-19'lu yaşlara rastlar) eğitimime bazı ekler yapmayı isterdim.  


Eviniz ve içindeki eşyalarınız yanıyor. Ailenizi, kendinizi ve köpeğinizi kurtardıktan sonra bir kez daha içeri girme şansınız var. Ne kurtarırdınız?

Sıralama:1) İlk sayısından 70. sayısına kadar eksiksiz aldığım Lombak koleksiyonum.
2) Farklı ülkelerden, farklı malzemelerden, farklı büyüklükte ve renkte toplanmış misket ve az sayıda basılan(Arkasında Atatürk resmi yerine o yılın simgelediği amblem olan) metal 10 bin ve metal 25 bin liradan oluşan para koleksiyonum.
3) 20'den fazla farklı türdeki kaktüslerim( Tek seferde taşıma imkanım olmadığından bunu es geçebiliriz)



Yarın sabah başka birinin kimliğinde uyanma ihtimaliniz olsa bunu değerlendirir miydiniz? Kimi seçerdiniz?

Değerlendirmek ? Şaka mısınız ?
Cristiano Lucarelli olarak uyanmak hiç fena olmazdı...
Futbol Lucarelli olmadan asla futbol olamaz...

2 Aralık 2014 Salı

Aysel...

Her şey iki seneden biraz daha fazla bir zaman diliminde başladı...
Aysel.
Hayatıma girdiği günü hatırlamıyorum mesela. Ansızın çıkıverdi karşıma, yapıştı tenime; beni bırakmamacasına. İlkin her şey sıradan geliyordu; her şey dediğim Aysel, ben ve dünyadan ibaret...
Alıştık zamanla birbirimize, alıştıkça sevdik.
Dokunduğum doğrudur Aysel'e; dokunup okşadığım. Uzun uzun bakıyordum bazen, gözlerimi kaçırmadan.
Bir gün bir parçam olduğunu hissettim Aysel'in. O an kafama "dank" etti tüm olanlar. Olamazdı, ona bu denli bağlanamazdım. Söküp atmaya çalıştım Aysel'i hayatımdan. Kanadım, kanattım.
Yine de olmadı, başaramadım.
Sonunda bende sevdim...


Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum...*


İki Ay Önce 

Yanında biri belirdi, önemsemedim. Yakınlaştıklarını hissediyordum, Aysel ise ısrarla reddediyordu tüm bu olanları.
Neydi sorun ? İlişkimiz mi monotonlaşmıştı ?
Yoksa, yoksa ? Aysel bu genç zibidiye mi kapılmıştı ?
Bulduğum ilk fırsatta hırpaladım piçi. Aysel benimdi. Ona siktir olup gitmesini, Aysel'e yaklaşmamasını söyledim. Suratıma sırıtarak bakıyordu, her göz göze gelmemiz daha da hırslandırıyordu beni. Ne zaman Aysel'e baksam yanında bitiyordu...
Ve bir gece en kanlı kavgamızı yaşadık Aysel'le. Canını yaktım, canımı yaktı. Tırnakları etlerime saplanmışken tenini kana buladım. Ve tüm bunlar o piçin gözleri önünde oldu. Tahmin ettiğiniz gibi, piç sadece sırıtıyordu.

Dün

Kapıyı açıp aniden daldım içeri. Sekreterin "Beyefendi durun sıradaki hasta siz değilsiniz" laflarına bakmaksızın doktora doğru yürüdüm.

+Söküp atmak istiyorum Onu, hatırlamak istemiyorum. Onu ve o piçi.
-Bir bakalım, hmmm.
-PB Bey iki tane topuk siğiliniz var.
+Evet şu sarışın olan. Adı Aysel. 
-Aysel mi ?
+Evet. Bir de o yanındaki piç. İkisini de görmek istemiyorum artık.

Sekreterin kıkırdaması duyuldu.

- Bu elimde tuttuğum şey ne biliyor musunuz ?

"Herkesin tuttuğu kendine" demek isterdim, diyemedim.(Fesatlanmaya gerek yok, herif elinde metal bir tüp tutuyordu).

-Bu -196 derecede sıvı Azot. Şimdi siğillere sıkacağız bunu.
+Aysel, dedim.
-Ha evet, Aysel.  Aysel'e veda edin o halde.

Göz göze bakıştık son bir kez  daha. Tedirgin ama mağrur bir bakış fırlattı bana.
Önce bir uyuşukluk hissettim. Sonra biraz yanma.

-Acı var mı acı ?
+Tüneli kaçmak için kazdım amk. (Pardon hatlar karıştı)
+Eh ufaktan bir sızlama var.
-Sen birazdan göreceksin acıyı.
+ !?!?!?!?!?!
+Iğğğğğğyyyk amk.
-Ehihehühe.
...
-Ayağınızın üzerine fazla basmayın, su değmesinde bir sakınca yok, Batticon'u sabah akşam süreceksiniz.


Gafam Yandı amk

Bugün

Topuğum şişmiş durumda. Aysel ve o piçin cansız bedenleri öylece duruyor. Unutmam biraz zaman alacak ama olacak.
Ah Aysel ah...


27 Kasım 2014 Perşembe

Arçibıl'la Sohbetler Serisi - Vol IX




Şşşşt ! Artiz.
Arçibıl: ?
Ohoooo beyimiz konuşmuyor hem de.
Arçibıl: !
Olum nazlanma bu kadar. Tamam bağırmış olabilirim biraz.
Arçibıl: Yaptığını yakıştırabiliyorsan sorun yok abicim.
Ya tamam işte. Boş anıma denk geldi. Hem ne olmuş olum ? Aramızda Uşak- Efendi bağı yok mu ?
Arçibıl: Ben daha yakınız biliyordum.
Tamam, tamam. Kadim dostum benim. Özür dilerim, kırdım seni.
Arçibıl: Abicim.
Haftasonuna hazırlıklar tamam bilesin.
Arçibıl: Kaçırır mıyım abicim be. Sen, ben ve Azot.
:)
Arçibıl: Abicim bir daha "siktir git" demesen bana.
Tamam köfte seni. Dikkat ederim.


Ve şimdi dinle bak:


"Başın döner, gözlerin kararır ve bilincini yitirirsin. 
Sonrası sonsuz karanlık.
İşler bir kere kötüye gitmeye başladı mı
Durduramazsın, ardı arkası kesilmez; dibe battıkça batarsın.
Bir noktadan sonra her şeyin normale dönmesi için değil de, 
İşlerin bundan daha kötüye gitmemesi için dua edersin. 
Bir çare, bir çıkış yolu ararsın kendine
Ama tüm bu aramalar boşunadır. 
Ne sesini duyan biri vardır etrafında, ne de çaresizliğini gören. 
Tek başınasındır bu hayatta, aldığın hiç bir karar tatmin etmez, 
Seçtiğin tüm yollar çıkmaz sokaklara götürür seni.
Hikayenin bittiğini düşünürsün... 
Sonra nefes aldığını fark edersin 
Ve aldığın her nefes seni hayatta tutacak olan bir umuda dönüşür.
Her kaybettiğinde yeniden başlarsın, daha da güçlenerek başlarsın 
Ve daha da hızlanarak dibe batarsın ve en dibe batarsın.. 
Başın döner, gözlerin kararır ve bilincini yitirirsin.. 
Sonrası sonsuz karanlık."

21 Kasım 2014 Cuma

Öncesi...Sonrası...

Öncesi mi, sonrası mı bilemiyorum.
Dünya dönüyordu, zaman akıyordu ve ben geçmişe doğru gidiyordum.
Seni ilk gördüğüm yer, anımsıyordum ince bir sızı eşliğinde, sonra erkek oluyordum, "Kadın" kokuyordum. "Adam" deyişin kulaklarımda.
Gülüyordum sebepsizce; suretin dünyam oluyordu.
Elim, ayağım ve dahi ruhum fışkırıyordu kuytu köşelerinde. Her köşebaşın "Ben" tarafından zapt edilmekte.
...
Hatırladıkça daha da geriye gidiyordum, seni hatırlayamadığım kadar geriye.
Sonrası mutlak boşluk; sensizlik.
Ve unutuyordum nerede olduğumu.
Senden öncesi mi, sonrası mı...
Bilemiyorum.


11 Kasım 2014 Salı

Etek

Panjurlardan sızan güneş ışıkları yüzüme vurmaya başladığından mı uyandım, yoksa alarm mı çok ısrarcıydı bilmiyorum...
Uyanmıştım işte.
Her insan hayata biraz sıçmak için gelir.
Bir işte çuvallar; sıçar, Sınavdan kalır; sıçar, helaya oturur; sıçar.
Mevzu derin, mevzu boktan.
Sabahın bu kısmıyla ilgili fazla detay vermek istemiyorum, hepimiz tuvalette yüzümüzün aldığı şekli az çok biliyoruz, birbirimizi kandırmaya gerek yok.


Hangimiz kabızlığın o ince sızısını tatmadık ki

Duştan çıktığımda servisin gelmesine çok fazla kalmadığını söyledi saat bana, ben de ona onu sevdiğimi. Garip bir ilişkimiz var saatimle, itiraf ediyorum.
Balkondan çöpü, ayakkabılıktan ayakkabıyı aldım, kapıyı açtım, apartman koridoruna yayılan mis gibi omlet kokusunu içime çektim. Dur lan, bu omlet kokusu değil sanki.
Yani yumurta kokusu ama omlet değil.
Hatta sanki çok pişmiş yumurta. Çok pişmiş ama pişirilmesinin üzerinden bir hayli vakit geçmiş.
Çürümüş lan bu yumurta.
Laaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaan !
Allahın belaları, kim osurdu lan apartman koridorunda.
Çektiğim nefesi anında geri bıraktım.
Durun yahu hemen inanmayın, kimsenin osurduğu falan yok. Apartman yeni, henüz boya kokuyor.
Bir anda yan dairenin kapı açılma sesi geldi.
Önce dışarıya bırakılan iki çizme ve kapıdan dışarı uzatılan bir bacak.
Ya da durun ! Ona bacak denemez.
Apollon tapınağındaki mermer sütunlardan biri olabilir bak.
Önce bir bacak göründü, sonra diğeri "bende buradayım" diye selamladı beni.
Ayak bileklerinden yukarı doğru bakmaya başladım ağır ağır. Yırtık desenli bir ten çorap eşlik ediyordu bacaklara. Yukarı çıktım, çıktım ve çıktım. 
Bir gariplik vardı bu işte, hala eteğe gelememiştim. Ve sonunda etekle karşılaştık.

-"Naber hacı" dedi bana.
+"İyidir" dedim.

Etek dediysem normal bir etek canlanmasın. Mini, hatta minimini. Eteği yapan firma eteğe kumaş eklemeyi unutmuş işte, o kadar mini. 

Eteğe odaklanalım beyler !

Duman çıkmaya başladı boynumdan ilkin. Sonra koltuk altım ve sonra tüm vücudumdan. "Şöyle tişörtü tutup yırtayım da rahat rahat bir buharlaşayım" dedim, sonra vazgeçtim.
...
Elimde çöp poşetimle yanında gururlu ve de mağrur bir şekilde geçerken kafasını kaldırıp "Günaydın" dedi.
"Allahım beni neyle sınıyorsun" dedim.
"Anlamadım" dedi.
"Günaydın" dedim.

Konunun hard pornoya dökülmesini bekleyenler: Post'umuz da 2 adet acil çıkış kapısı bulunmakta olup ivedilikle bunları kullanabilirsiniz efendim.
Selamlar&Saygılar. 

30 Ekim 2014 Perşembe

Test Sürüşü

Dünya önce bir gaz ve toz bulutuydu(Big Bang).
Sonra soğudu bir şekli şemali oldu, eli yüzü düzgünleşti vesaire.
Toprak oldu, su oldu, üzerinde ot bitti.
Sonra dünya insanla müşerref oldu. Eh sayıca insan artmaya başladığı an da "Yerleşim yeri" kavramı gelişti.
İlkin mağaralara yerleştiler. Yazdılar çizdiler.

Tosun Edebiyatının doğuşunun M.Ö. 25000 yılına dayandığını biliyor muydunuz :)

  • Komşu mağaralardakiler birbirine gidip gelmeye başlayınca misafir odası ihtiyacı doğdu.
  • Mağara da geceleri boş boş dururken seviştiler, ürediler. Çocuklar oldu, çocuklar büyüdü.Velhasıl çocuk odası ihtiyaç oldu.
  • Her gece uykudan uyanıp dışarıya sıçmak zulüm gelmeye başlayınca tuvalet ihtiyaç oldu.
  • Mağaranın ortasında balık pişirilipte, mağara balık kokmaya başlayınca evin hanımı dırdıra başladı, mutfak ihtiyaç oldu.
  • Gece sevişen dini bütün mağara insanları anında gusül abdestini konforlu almak isteyince banyo ihtiyaç oldu.
vesaire vesaire vesaire.

Sonuçta kafada ampul yanan bir insan ev kavramını buldu(Tekerleği bulan kişi ile evi bulan kişi aynı olabilir, olmayabilir de. Araştırılmalı).
Karadenizli olduğunu düşündüğüm bir diğeri "ulen bu evi yapanların bir adı olmalı" diye düşünürken müteahhitliği buldu, falan feşmekan.
...
Buraya kadar anlattıklarımın konumuzla hiçbir ilgisi olmadığından postu bu satırdan itibaren okuyan kişinin pek birşey kaybettiği söylenemez. Ha okuyanlar küfretmesin lütfen, bozuşuruz.
Uzun bir süredir düşünüyordum oturduğum evi değiştirmeyi.
Netice itibarı ile evime 250 metre mesafede yeni bitmiş binanın bir dairesi aklıma yattı ve ev sahibiyle eve bakmak için sözleştik.
Kapıyı özenle açan ev sahibi odaları, evin konforunu vs anlata anlata bitiremiyordu. Zannedersin ki Kremlin Sarayı.
Abi ev 2 oda, bir salon, birde oda-mutfak var. Hani Amerikan mutfak yaptık o odayı, batılı bir hava kattı eve(bak hele dallamaya).
"Duvarlar saten alçı, lambalar asma tavana gömme spot, çift cephe, çift balkon, ankastre mutfak, yerler laminant parke" diye sayarken içimden aynı repliği tekrarlıyordum: "Sikmese bari". 
Neyse ki herif heteroseksüelmiş, ilişmedik birbirimize.
Ve en merak ettiğim bölüme geldiğinde kalbim yerinden fırlayacakmış gibi çarpmaya başladı. Önce alaturka tuvalet ve sonrasında alafranga tuvalete baktık, "Bingoooooo".
...
Test sürüşü yapılmıştı bile.
Gözlerimi kapatır gibi yapıp sağ elimin işaret parmağıyla havada bir kavis çizdim ve tuvaletin deliğini göstererek sordum:
-Bu bu, nedir Bu ?
Ev sahibi olanca şirinliğiyle cevapladı.
-Bok abi, bildiğin bok. Bizim işçiler çalışırken sıçmışlar. E insan tabii ihtiyaç hasıl olunca sıçacaklar. Keşke suyu bol dökseydi keratalar, ehihehuhe.



Ömrü hayatımda 3. kez bir evin ilk kiracısı olacağım(İlki ailemle yaşadığım kısa pantolonlu zamanlara rastlar). Ve bu olay 3. kere başıma geliyor.
Lütfen bilen biri şu sorulara cevap versin:
1)İnşaat işçiliğinde, yeni evin helasına sıçarken bokuyla imza atmak adetten midir ?
2)Amele sümüğünün yapışması dillere destandır. Amele boku da bu denli yapışıp kalmak zorunda mıdır ?

Netice itibarı ile:
Evi tuttum, boktan numune aldırıp emniyet kriminal laboratuvara gönderdim.
Bulacağım o ipneyi/ipneleri.