30 Nisan 2014 Çarşamba

Arçibıl'la Sohbetler Serisi - Vol VII

Arçibıl: Ben geldim abi.
Hoşgeldin. Düzelebildin mi ?
Arçibıl: Nefes aldım, gece gördüm, gündüz gördüm, düşündüm, konuştum, sustum...Ama içimde hala "Neden" sorusuna cevap bulamadım be abicim.
Boşver dostum. Bazen soruların bir cevabı, olanlarınsa bir Neden'i yok işte. "Olması gerekliliği" var, yaşanması, yapılması gerekliliği. Ya da yaşanmaması, bitirilmesi gerekliliği...Kader belki.
Arçibıl: Geçer belki yara. Ama ya sızısı, ya izi ?
Onlar hep taze kalacak dostum, onlar hep taze.
Arçibıl: Sana kızgınım biliyorsun değil mi ?
Biliyorum. Savunacak birşeyim yok. Sadece yapmalıydım bunu, biliyorsun.
Arçibıl: ...
Gel hadi, "kooo" diyelim gitsin.
Arçibıl: Abicim.
Yara geçecek sızısı kalacak dostum...


28 Nisan 2014 Pazartesi

T....

Sıradan bir akşamüstü.
Arnavut kaldırımlı bir sokağın tam köşesinde çıktın yine karşıma.
Yanakların olanca allığıyla yine güzel.
Ve gülümsemen de.
On yıldan fazla geçmiş aradan. 
Sende birkaç kırışık ve bende biraz beyazlamış saç.
Bayan T.
İzmirin güzel kızı...
Kısa bir an bile olsa seni görmek,
Güzeldi...

14 Nisan 2014 Pazartesi

Halüsinasyon

Çirkin kadınları severdim
...
Ya ölesiye çirkindin Se'n.
Ya da Se'ni hiç sevmedim ben.

31 Mart 2014 Pazartesi

Yansımalar - III

Boşluk...
Herhangi bir şehir tam arkamızda.
Herhangi bir zaman,
Herhangi bir ten.
Bildiğimiz tek şey; her yan simsiyah.
Yürüyoruz; soğuk ıslak ve bu kez az ötede olduğunu bildiğimiz yol ayrımının tedirginliğiyle.
Eller tekrar kavuşamayacak olmanın çaresizliğinde;
Ve bedenler,
Ve ruhlar da öyle.
Tam da bu saniye, bu an...Ve bundan sonra rengin;
Siyah. 

24 Şubat 2014 Pazartesi

Hayat Fena Halde...

Belki Se'n yoktun.
Belki de hiç olmamıştın.
Hayat Se'nin var olduğunu zannettiğim piç bir oyundu.
Ve
Bu kez oyun kuralına göre oynandı.



19 Şubat 2014 Çarşamba

Doğu Ekspresi



Yüzün camın garantisinde, Doğu Ekspresinde bir yolcuydun.
Dağlar, tepeler ve coğrafyalar aşıyordun, kaçıyordun benden; biliyorum.
Her yan göğün grisi, toprağın kahverengisi, ağaçların yeşili ve dünya biraz gözlerinin elasından ibaretti.
Gözlerin mi yaşarıyordu sebepsiz, yoksa ağlamanın sebebi miydim ?
Sorunun cevabı senin dilinde....
Tren dağların içinden geçtikçe kararıyordu kompartımanın içi ve gün doğuyordu; ışık gözlerine değdiğinde.
Dilinde bir soru: 
"Giden mi olmak zor, yoksa kalan mı".
...
Raylar uzar,
Hayat uzar,
Masal uzar gider.
Akılda bir Sen kalır ve gökten asla düşmez üç elma.


6 Şubat 2014 Perşembe

Devşirme Kaltak

Sınıfa kıçını kıvırtarak girdi Devşirme Kaltak.
Tüm sınıfı şöyle bir süzdü; tüm sınıf: Ben, sen, o, biz, siz, onlar.
ve birkaç tane sivilceli mastürbatör.
"Çocuklar" dedi, "Bu ders döneminde..." daha fazla dinlemedim. Üzerindeki "İzmir" tişörtü dikkatimi çekti.
O konuşup, sakalları yeni palazlanan mastürbatör şirinle hasbıhal ederken, ben tecavüze uğramış, tişörtü parçalanmış ve ruju akmış halde hayal ediyordum.
Yüzümde gayri ihtiyari bir gülümseme...
Bana döndü Devşirme Kaltak: "Siz" dedi, "Siz kendinizden bahsedin".
"Gözlerimin önünde zencilere yem olmanı istiyorum" demedim, diyemedim. Dudaklarım aralandı, ağzımdan çıkan her kelime peşi sıra bir diğerini çekiyordu ruhumdan

"Şizofren bir içsesim var benim ve  ikimizde seni "Pariste Son Tango" filmindeki gibi anal bir tecavüze uğrarken seyretmek istiyoruz. Üstelik tereyağı hakiki Karadeniz tereyağı olursa tadından yenmez" 

Kelimeler boğazına düğümlendi Devşirme Kaltağın, ağlamaklı oldu.
Tüm sınıf susmuş dehşetten açılmış gözlerle bize bakıyordu.
"Sen" dedi, "Sen dersten kaldın".
Gülümsedim.
Dünya dönüyordu,
Devşirme Kaltak ağlıyordu,
Dehşetle açılmış gözler ağır ağır eski haline geliyordu,
ve
En ön sıradaki sivilceli mastürbatör az önce sikinde olan elini yüzüne götürmüş yeni tomurcuklanan sivilcesini patlatmakla meşguldü.

29 Ocak 2014 Çarşamba

62, Tavşan ve 69

İnsanın aklına ya kaçarken ya da sıçarken geliyor işte.
Alafranga helaya kıçımı park etmiş, dün yediklerimin özetini çıkarıyordum. Evet, evet; sıçabiliyordum, o halde mutluydum.
Vakit boş geçmesin diye telefonumdaki ultra dandik araba yarışında Schumacher edasıyla makas ata ata ilerlerken o soru düştü aklıma.

"Tavşanı 62'den mi yapıyorduk, 69'dan mı ?"
Sonra aklıma ilkokul öğretmenimin 62'den yaptığı o şaheser(!) tavşanlar geldi. Tam "Oh be rahatladım, sıçmaya devam edeyim" derken aklıma bir bayan kişisi arkadaşımın yavruyken alıp büyüttüğü bir çift tavşanı geldi. Tavşanlarını bana gösterirken "PB ne de sevimliler değil miiii ?" diyordu ki erkek tavşanın dişiye hallenmesi ve "ohannes" nidalarım eşliğinde kısa ama ateşli bir sevişme sahnesi.



"69 bunun neresinde ?" sorusu akla gelebilir haliyle.
Tavşan sahibiyle tavşanları görüp hemen oracıkta 69 oluverdik bizde.

(Birde bu tavşanlar var, ama konumuzla fazla alakası olmayan arkadaşlar bunlar)

Yok lan yok. Kızın suratı biraz kızardı ben dalga geçerken. Olayı bir şekilde 69'a bağlayıvereyim dedim hepsi bu.
Velhasıl oluşturduğum bu beyin fırtınasında, bu karmaşık duygu yumağında arapsaçına dönmüşken gözüme ilişti:
"Tırnaklarım uzamış, keseyim bari" 
Sonuç itibarı ile:

  • Tırnaklarım artık kısa,
  • Tavşanı 62'den yapıyoruz,
  • 69'u tavşanın sahibiyle yapıyoruz.
Bir sonraki "Kaçarken&Sıçarken" sendromunda görüşmek dileğiyle...

27 Ocak 2014 Pazartesi

Tenin Üç Hali - Koku

ve Tanrı kadını yarattı...
Ete kemiğe büründürdü onu ve kokuyu bahşetti.
Teninin kokusunu önce boynuna zerketti, bundan dolayıdır ki uzun uzun içime çekmeyi sevdim ten kokunu; ve boynun kokunun miladı oldu.
ve memelerine zerketti kokuyu, anne koktun, kadın koktun.
Bundan dolayıdır ki memelerin huzurum oldu, usul usul emip koklarken.
"Am" denilen bir et parçası bahşetti Tanrı kadına.
...
ve kadın, dişi koktu...


4 Ocak 2014 Cumartesi

An

An'ların bir gizemi olmalı, anılarda gizli kalsa da...
Tıpkı Se'ni ilk gördüğüm an gibi.
ve yüzün aynı,
ve gülümsemen...
Dokunmasam da tenin aynı biliyorum.
Se'n oradasın, tam karşımda.
Yüzümde tebessüm ve seyreyliyorum tadına vara vara...